PDR Derneği Genel Kurul Notları – 25 Mart 2018

Meslek hayatım boyunca katıldığım üçüncü ancak en ilginç genel kurulun notlarını derlemek istiyorum . Bir önceki genel kurulu da yazmıştım , okumak isteyenler için TIKLAYINIZ  Şunu söylemem gerekir ki istediğim gibi oy kullanabilseydim her iki genel başkan adayını da listeme yazmayacak ancak her ekipten de birilerini listeme ekleyecektim . Baştan bunu yazayım ki bir tarafı takım tutar gibi tutmadığım anlaşılsın . Peki nasıl olurda genel kuurlda istediğiniz gibi oy kullanamazsınız . Biraz buna bakalım .

2016 yılındaki genel kurulda blok mu çarşaf mı tartışması olmuş ve Canani KAYGUSUZ hoca kalkıp biz PDRciyiz demokrasi burada olmaz ise nerede olacak demişti. Böylece sesler kesilmiş ve çarşaf listeye geçilmişti. Çarşaf liste dediğimiz şey tüm adayların isimleri bir kağıtta yazılı siz 7 yönetim 3 denetim kurulu seçip listenize yazıyorsunuz. Evet hesaplaması biraz zahmetli ancak en demokratik yol bu. Bu sayede size dayatılan listeye değil istediğiniz kişileri yazabiliyorsunuz. Hee illa dayatma isteyen önceden yazılmış listeyi de atabilir 😊 Buna da bir engel yok.

Genel kurul yine bu tartışmalar ile başladı daha sonrasında ise  ne çarşaf ne blok denebielcek bir seçim yöntemine geçildi. Bu yöntem şu bir blok liste var isterseniz onu alıp atıyorsunuz. Bir de boş beyaz kağıt var isterseniz onu alıp yazıyorsunuz. Her ikisini de alan var sanırım birini eve götürüp uçak falan yapılıyor ben anlamadım .

Seçimde oy kullanabileceğiniz paravan yok. Kağıdı alıyorsunuz milletin gözü önünde yazıyorsunuz. Herkes bakıyor öyle bir seçim ortamı. Zaten beyaz kağıdı alır almaz gözler size dönüyor aha bir HAİN daha diye 😊

Konuşmalar sırasında eski genel başkan Sn. Filiz Bilge konuşurken sen başkan değilsin gibilerinden konuşan gerizekalı arkadaşlar vardı. Başka sıfat bulamadım kendilerine gerizekalı demek istiyorum yeniden . İsterlerse beni arasınlar yüzlerine de diyeyim …

Bu ortam içerisinde eski yönetimin hiç sesi çıkmadı. Müdahalede bulunmadı. Bu başlı başına bir hata idi.

Divan divana uzanmış yatıyordu 😊 Şaka şaka ortada bir divan yoktu (Bu bir gerçek iki anlamda da) . Salona girdiğimde demokrasiye saygınız olsun, hani nerde demokrasi , topluluğa saygınız olsun diye üyeleri fırçalıyorlardı mikrofondan . Demokrasi ülkemzide %51 alanın %49 alanın üzerinde tepindiği bir kavram olarak bilindiğinden çok şaşırmadım .

Otobüslerle adam getirmişler diye dert yanan bir grup vardı. Bunlara da hiç katılmıyorum . Otobüsü bırakın isterse kamyona istifleyip getirsin bu bizi ilgilendirmez. Kişinin bir oy hakkı var otobüs, rica, minnet , vaat ya da kendi isteği hiç farketmez gelmiş oy kullanıyor buna diyecek bir sözümüz olmamalı.

Özden BİLGİN ve Şakir CANÖZ önce aday oldular  , sırf bu konuları dile getirmek için. Özellikle Özden hoca olanca kibarlığı ile net mesajlar verdi. Kendisini tebrik ederim . Sonra da bunları söylemek için çıktım aday olmuyorum dedi. Çok iyi bir tepki idi. Hee kimse anlamadı o ayrı… O da bizim ayıbımız olsun .

Peki bu tartışmalar hiç olmasa idi ? Kim kazanırdı? Çok rahat söyleyebilriim ki Sn. Cengiz ŞAHİN ve ekibi blok olarak yönetimi oluştururdu. Diğer grubun hiçbir şansı yoktu. Salondaki atmosfer bunu gösteriyordu.  Yani sonuç değişmezdi. Ancak insanların algıları değişirdi. İlk defa seçime benimle gelen eşim her sene bu saçmalığa mı geliyorsun sen dedi. Salonda olduğu halde oy kullanmadı oğlumuzla ilgilenmeyi tercih etti. Sanırım doğru olanda buydu.  Ben oy kullandım . Gittim kimliği gösterdim. Beyaz kağıdımı aldım . İnsanlar beni izlerken oy sandığının üzerine çömeldim (bkz. Çömelmek) . Sonra yazmaya başladım . Bir iki üç dört beş kişi yazdım . Bir baktım ki bunların sadece biri aday (onuda oy boşa gitmesin sayılsın diye yazdım). Ama azimliydim. 7 kişi bulmalıydım . 6. Olarak kendimi yazdım . Baktım bir eksik var. 4,5 yaşındaki oğlumu yazdım . Sonuçlar açıklandı ancak oğlumun adını göremedim.

Demokrasi var arkadaş! Yedirtmem oğlumun oyunu!

Oy kullanmış olmnın hzuuru ile evime döndüm. Ben mesleğimin gerektirdiklerinin aksine süreç odaklı değil hep sonuç odaklı biriyim. Hayatımın her döneminde değer verdiğim hocalarım beni süreç odaklı olmaya yönelttiler ancak ilk defa sürecin sonuçtan önemli olduğunu yaşayarak öğrendim . Genel kurulun bana kazanımı budur . Kaybeden PDR kültürü olmuştur.

Kaybeden kelimesini kazanan başkanımızdan (dikkat edin başkanımız diyorum, laf salatası yapacaklara not düşeyim dedim.) bağımsız kullanıyorum . Kendisini tanımıyorum, iyi yapar kötü yapar gibi bir değerlendirmem de yok. Bir çok vaat verildi . Bazıları dernekçiliği aşan vaatlerdi. Birlikte izleyip göreceğiz. Kendisini tebrik ederim . Başarılar ve de kolaylıklar dilerim.

 

 

 

 

 

Bilişsel Davranışçı Terapi Seansının Özellikleri

Bu yazıda ruh sağlığı çalışanları için psikolojik danışma uygulamalarını değerlendirecek bir özet yapmak istiyorum. Yazının farklı yerlerinde Psikolojik danışma, psikoterapi ya da terapi diyebilirim ancak kastettiğim şey her zaman aynı olacaktır.

Bilişsel davranışçı terapinin bu kadar yaygın olmasının en büyük nedeni kontrollü deneysel çalışmalarla defalarca sınanmış olmasıdır. Elbette ki bazı çalışmalarda BDT uygulamaları etkili bulunamamış olabilir. Bu şekilde de belki binlerce çalışma vardır. Ancak genel çalışmalar BDT ‘nin depresyon, kaygı bozuklukları, OKB gibi farklı alanlarda etkililiğini göstermektedir. Hatta diğer yaklaşımların çalışmalarında bu çalışmalar BDT ile karşılaştırılır. BDT kadar etkili bulunduğunda da gururla raporlanır. Bu hem o çalışmanın etkililiğini hem de BDT’nin etkililiğini gösterir.

BDT’nin yaygın uygulama alanı bulmasının bir diğer nedeni de öznel değil nesnel değerlendirmelere sahip olması olarak ifade edilebilir. Bu şu demektir BDT’nin standartları vardır. Bu koşulları sağlıyorsanız BDT yapmışsınız demektir. Hastanın ya da danışanın fayda görüp görmemesi ise apayrı bir konudur. Siz tam anlamı ile bir BDT yapabilirsiniz ancak danışan bundan fayda görmeyebilir. Çünkü kullanılan tekniklerle beraber danışanın motivasyonu, çevresi, kurulan ilişkinin niteliği psikolojik danışma sonuçlarına (outcome) doğrudan ya da dolaylı etki eder. Bilişsel davranışçı terapinin temel ilkeleri yaptığımız şeyin(danışmanın) bir BDT seansı olup olmadığı konusunda yol göstericidir. Bu ilkeleri şöyle sıralayabiliriz. Bu ilkelerin detayını aşağıda verdiğim kaynaklardan da okuyabilirsiniz.

Devamını Oku

Psikoloji mi ? PDR mi?

Merhaba!

Bu aralar  sıklıkla sorulan bir soru olduğu için genel bir yazı yazmak istedim. Umarım sorularınıza cevap bulursunuz. EA alanında puanını almış kişiler genel oalrak Hukuk, PDR, Psikoloji ve Sosyal Hizmet tercih ederler. Ancak burada PDR mi Psikoloji mi sorusu herkesin aklına gelir. Çünkü puanları da birbirine yakındır.

Psikoloji mezunları genel olarak adalet bakanlığı ve sağlık bakanlığında çalışır derler. Ancak bu kurumlara her yıl alınan psikolog sayısı çok çok az. Bu yüzden psikologların tamamı formasyon almaya yönelmiş durumda. Neden ? Devlette rehber öğretmen olmak için. İlerleyen dönemde PDR mezunu iyice fazlalaşınca bu imkanı belki kaldırırlar. Ancak şu an psikoloji okuyup formasyon alırsanız PDR mezunu gibi işlem görüyorsunuz . Yani özetle kamuya atanmak amacınız yer farketmez memur olayım derdinde iseniz PDR’nin ataması daha çok.

PDR mezunu olmanın dezavantajı da devlet üniversitelerinin sizi klinik psikolojiye almıyor oluşu. Ancak zaten devlet üniversitelerinde klinik psikolojik programı çok az. Bir sürü psikoloji mezunu da zaten buraya giremiyor. Kontenjanlar çok çok az. Bunun çözümü de belli özel üniversiteye parayı vererek klinik psikolog olabilirsiniz.

Devamını Oku

Türk PDR Derneği Genel Kurulu Değerlendirmesi- 20 Mart 2016

20 Mart  2016 tarihinde PDR Derneği yönetim kurulunu seçmek üzere Ankara’da bulunduk. İki farklı grubun aday olduğu bu seçimden bazı gözlem ve notlarımı  buraya da eklemek istiyorum .

Öncelikle sonucu verelim. Eski başkan Filiz Bilge, yeni ekibi ile kazandı. Bu önemli bir nokta eski başkan eski ekibi ile kazanmadı. Sadece tek üye eskiden kalma idi.

Genel kurul geniş bir şekilde  faaliyet raporunun eleştirisi ile başladı. Bu iyi bir adımdı , hesap veriyor olmak yönetim kurullarını motive edecektir diye düşünüyorum . Burada bir çok eleştiri yapıldı bunların bazısı haklı bazısının abartılı olduğuna inanıyorum .

İlk eleştiri faaliyet raporunun gönderilmemesi idi. Sıklıkla da her konusmacı tarafından vurgulandı. Haklıydı kesinlikle. Her ne akdar ben bu güne akdar hiç 15  gün önceden yayınlandığını görmesem de haklıydı. Yönetim buna dikkat etmeliydi.

İkinci eleştiri içindeki fotoğraflarla ilgiliydi. Bence abartıydı. Yönetim kurulu faaliyet raporu elbetteki yönetim kurulunun yaptıkları faaliyetteki resimlerinden oluşacaktı. Beni koyacak halleri yok diye istemsiz bir düşünce geçti aklımdan kabul edin sizinde geçti 🙂

Üçüncü eleştiri dergi ile ilgili idi. Burada farklı eleştiriler vardı. Ancak başka alanlardan alan editörü olması ve editör sayısının 4 olması bence uygun bir eleştiri değildi. Devamını Oku

Cinsel Terapi Eğitimi – 1. Modül Notları

Geçen hafta sonu ekipçe (ANADOLU PDRM)  Cinsel Terapi eğitimine başladık. Birinci modül olarak isimlendirilen (3 modül var) programda genel olarak cinsellik nedir, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği ve psikoseksüel gelişim gibi kavramların üzerinde durduk. Genel anlamı ile verimli bir çalışma olduğunu söyleyebiliriz. Eğitim ciddi bir şekilde planlanmış bir hocadan saaatlerce ders dinlemiyorsunuz . 6 farklı hocayı 3 günde dinleme fırsatı bulduk. Her biri cinsel tedaviler alanında uzun yıllardır çalışan psikolog ve psikiyatristler. Ancak grup tamamen uzmanlardan oluşmasına rağmen bazı hocaların eşcinsellik üzerine tutumu biraz garipti. Sanki biz homofobiğiz gibi hissettim bir an. Bir soru soruyorsunuz cevabı ama heteroseksüellerde de var … Evet var ama biz onu sormuyoruz eşcinsellerde daha fazla mı diye soruyoruz demedim tabii 🙂 Hatta dedim ancak unun ne yararı var şeklinde bir cevap aldım . Sözün özü tavsiye edebileceğim bir eğitim programıydı. Aksaklıklar ya da hoşunuza gitmeyen yanlar her zaman olur burada da vardı.

Özellikle Doğan ŞAHİN hocanın psikoseksüel gelişim konusu psikodinamik yaklaşım açısından dolu doluydu. Gelmeden Kohut okumanız kavramları daha kolay anlamanıza yardımcı olabilir. Tedavi adına bu modülde bir şey öğretilmiyor böyle bir beklentiye girmemenizi öneririm. Daha çok kendi cinsel mitlerinizi keşfetmek, ya da yaygın cinsel mitleri öğrenmek bu modülün amacı diyebiliriz. Ejder hoca fizyolojide organ/kas/sinirlerin latince isimlerine boğmadan yeterli bilgi verdi. Arşaluys hoca bol bol oyun oynattı (psikodrama yöntemleri) ki bu benim gibi role giremeyenler için eziyet verici olabiliyor:) Seven KAPTAN eşcinsellik ile ilgili bir çok bilgi verdi. Nesrin YETKİN cinsel mitleri oldukça uzuuuuun anlattı. Ve son olarak eğitiminde sorumlusu olan Ceyda GÜVENÇ oldukça ilgili bir tavır sergiledi.

Adı cinsel terapi enstitüsü olan ama kendisi bir hiç olan yerlerden eğitim alacağınıza CETAD’dan eğitim almanızı tavsiye ederim. Ancak her yerde olduğu gibi burada da bazı yanlış uygulamalar mevcut . Bunlardan bir tanesi cinsel terapi modülü de olan 3. modüle PDR mezunlarının kabul edilmemesi. Bu durumun bilimsel olmadığını düşünmekteyim. Bir çok üniversitede  nasıl eğitim verildiği belli olmayan klinik psikoloji mezunları başvuruyorken PDR mezunlarını dışlamak mantıklı değil. Diğer yandan eğitim süresince cinsel terapinin özünde  de danışanlar güven ortamı kurmak, iyi bir öykü almak, terapötik çalışma ilişkisini kuvvetlendirmek daha basit tabir ile hastayı / danışanı anlamaya vurgu yapıldı. Çok rahat söyleyebilirim ki danışma/terapi ilişkisinde biz hem psikiyatristlerden hemde klinik psikologlardan (en azından büyük çoğunluğundan)  daha fazla bilgiye ve beceri pratiğine sahibiz. Burada PDR mezunalrı şu şu şu kitapları okumalı ya da ek şu eğitimleri almalı gibi bir kural kabul edilebilir ancak PDR mezunu değilse  cinsel terapiyi öğrenemez düşüncesi tamamen yanlıştır. Psikolojik danışmanlar gerekli alt yapıya sahiptir üzerine eksik eğitimleri elbette tamamlamalıdır. Nacizane fikrim ve burayı okuyorlarsa önerim budur.

Bu eğitimi de buraya yazarak tarihe not düşmüş olayım . Hemde eğitimi almak isteyenlere bir yol gösterici olduğunu umalım .

Kolaylıklar herkese….